Küf Neden Rengarenktir?




Kısa Cevap: Pigmentler koruma sağlıyor
Oregon Eyalet Üniversitesi'nde araştırmacı olan Sara Robinson, küflerin ve diğer mantarların ürettiği renklerin akıl almaz çeşitliliğinin yöreden yöreye değiştiğini söylüyor.Örneğin Pasifik Kuzeybatı bölgesinde mavi ve yeşil renkler hakimken Amazon'da turuncu tonlar daha yaygın.Fakat bu melanin, karotenoid ve diğer pigmentlerin ortaya neden bir gökkuşağı çıkardığı her zaman çok net bilinmiyor.Robinson'ın üzerinde çalıştığı türlerden bazıları melaninleri düşman mantarlara karşı silah olarak salgılıyor.Kimisi ise onlardan rakip küflerin aşamayacağı bir duvar örüyor. Başka Laboratuvarlarda ise mantarları morötesi ışıktan,aşırı sıcaklıklardan ve serbest radikallerden koruyan pigmentler bulunmuş.

Miami Üniversitesi'nde mantar biyoloğu olan Nicholas Money,gen mühendisliğiyle melanin üretme becerisi elinden alınmış mantarları inceliyor."Acınacak haldeler" diyor onler için. "O kader dezavantajlı durumdalar ki, tek bir sorundan söz etmek mümkün değil". Mantar melanini, mantarları topraktaki amiplerin ürettiği enzimlere karşı korumak için evrimleşmiş olabilir.Melanin içeren mantarlar daima diğer türlerden daha sağlam ve daha hızlı yayılıyor (bu da siyah küfün neden bu kadar kötü şöhretli olduğunu açıklıyor) ancak hu türlerin insanlar için daha zararlı olduğunu gösterir kanıt yok.

Renk çeşitliliği ve işlevi gizemini sürdürüyor."Mantarlar bunca pigment üretmek için büyük enerji harcıyor.” diyor Money. "Çok güzel görünüyorlar ve sebebini tam olarak bilmiyoruz."

Güneş Yanığı Neden En Çok Burnumuzda Oluşur?



Kısa Cevap Burnumuz dışarı doğru çıkık olduğu için mi? Hayır.
Güneşlendiğimizde vücudumuzun geri kalanı burnumuz kadar çabuk yanmaz. Bu, Güneş'e daha yakın olduğu için yaşanan bir durum değil tabii ki.

Evet, burnumuz daha çabuk yanıyor. Bunun iki sebebi var. Genelde güneşlenirken aldığımız pozisyon, burnumuzun açışının güneş ışınlarını dik almasına sebep oluyor. Bir diğer sebebi de burnumuzun en az koruduğumuz yer olması. Gözlerimizi güneş güzlüğüyle, cildimizi koruyucu
kremlerle kaplasak da çoğu zaman burnumuza koruyucu bakım uygulamayı unutuyoruz. Örneğin Güneş'ten korunmak için şapka taktığımızı düşünelim. Şapka çok geniş değilse, yüzünüzün genelini koruyacak ama burnunuzu güneş ışınlarına karşı korumasız bırakmaya devam edecektir. Yani burnumuzu da  vücudumuzun geri kalanı kadar korumayı başarırsak aynı oranda güneş ışığına maruz kalmış olur.

Dünyadaki En Tehlikeli Tür Hangisi?



Kısa Cevap: İnsanlar ve sivrisinekler başta geliyor.
Tehlikeliden kastımız, diğer türler için oluşturduğu riskse eğer, bu gerçekten cevaplaması pek kolay olmayan bir soru. En ölümcül, en amansız tür insanoğlunun bizzat kendisi olabilir. Çünkü çevremizde yarattığımız yıkım, hem doğayı hem de diğer insanları olumsuz şekilde etkilemekte.Üstelik endüstriyel ve teknolojik üstünlüğümüz bunu tüm diğer türlerden daha hızlı yapmamızı sağlıyor.

İnsanlar üzerinde tehdit oluşturan türler açısından ele alacak olursak, sivrisineklerin bizler için en büyük tehlikeyi oluşturduğunu görürüz. Her yıl 163.780 kişi bu nedenle hayatını kaybetmekte. En çok korktuğumuz köpekbalıkları ise yılda sadece 10 kişinin ölümüne sebep oluyor. Listenin diğer
ölümcül türlerini sıralayacak olursak, sivrisineklerden sonrası şöyle:

Yılanlar   Yılda 50.000 ölüm
Köpekler (kuduz nedeniyle)   Yılda 25.OO0 ölüm
Çeçe Sineği   Yılda 10.000 ölüm
Böcekler   Yılda 10.000 ölüm
Tatlısu Salyangozu   Yılda 10.000 ölüm
Halkalı Solucan   Yılda 2.500 ölüm
Tenya   Yılda 2.000 ölüm
Timsah   Yılda 1.000 ölüm
Hipopotam   Yılda 500 ölüm
Fil   Yılda 100 ölüm
Aslan   Yılda 100 ölüm
Kurt   Yılda 10 öiüm
Köpekbalığı   Yılda 10 ölüm  

Balıklar Nefessiz Kalır mı?




Kısa Cevap: Ayılar tuvaletini ormana mı yapar?
Balıklar oksijene ihtiyaç duyar ve evet, bazen oksijensiz kalırlar. Bilinen kabaca 30.000 balık türü var ve British Columbia Üniversitesi'nde biyokimyager olan,hipoksiya ve stresi araştıran Jeffrey Richards bu balıkların her birinin yorgunluğa farklı tepki verdiğini söylüyor. Söz gelimi somonlar şelalelerden ya da coşkun ırmaklardan geçerken çok çaba sarf ediyor ama nefes nefese kalmıyor. Richards bu çabanın koşmaktan çok ağırlık kaldırmaya benzediğini söylüyor.Balığın kasları, oksijeni tüketmeden önce yoruluyor.

Tropik balıklarda ise durum farklı. Somonlar soğuk sularda yaşıyor ve bu sularda genelde bol miktarda çözünmüş oksijen var. Tropik balıkların ise kendilerini az oksijenli ortamlarda bulmaları daha olası. Dolayısıyla nefessiz kalmamak için özel yöntemlerle ayak uydurmuşlar. Birçoğu ev akvaryumları için de satılan bazı türler, "su yüzeyinden soluma” yapıyor ve akvaryumun yüzeyine çıkıp, havaya maruz kalmış ve bu yüzden daha çok oksijen içeren suyu kullanıyor.

Bazıları ise sudan başlarını çıkarıp hava soluyor. Bir de ciğerli balık gibi iç organlarını akciğer yerine kullanan ve ağız duvarından, yüzme kesesinden ve hatta karnından aldığı oksijeni kana karıştıran balıklar var.

Not: Bir balık asla bayılacak kadar soluksuz kalmaz. Ya güç toplamak için deniz dibinde dinlenir ya da oksijen peşinde yüzeye çıkar. Bu kadar savunmasız olmaları riskli gorünebilir ancak Richards şöyle diyor: 'Bu kadar düşük oksijen seviyesinde yaşayan tek hayvan onlarsa avcı hayvanlardan kaçınmaları kolay olur." Yüzen son balık olmadığımız sürece tehlikeye ne kadar maruz kaldığımızın bir önemi yok.